Hızın, hazcılığın ve tüketim çılgınlığının insanı kuşattığı günümüz dünyasında, birey giderek kendi özünden ve toplumsal bağlarından kopmaktadır. Ontolojik bir yalnızlığa mahkûm edilen modern insan, maddi zenginliğin kulesine tırmanırken ruhsal bir çölleşmeyle baş başa kalmaktadır. Bu bağlamda insan, hem kendi iç dünyasındaki çelişkilerle hem de ötekiyle kurduğu sakat ilişkiler ağıyla yüzleşmek zorundadır. Varlık felsefesi ve etik öğretiler, insanın bu bunalımdan ancak erdem, alçakgönüllülük, sevgi ve bilgi üçgeninde kurtulabileceğini söyler. Bu inceleme; insanı insan yapan ahlaki sütunları, sosyal ilişkilerin etik zeminini ve varoluşsal sorumluluğu felsefi ve sosyolojik bağlamda ele almaktadır.
Sosyal Bağların Çürümesi ve Gıybetin Ontolojik Yıkıcılığı:
Toplumsal yaşamın en zararlı mikroplarından biri, başkasının hayatı üzerinden kendi eksikliğini örtmeye çalışan gıybet ve dedikodu mekanizmasıdır. Etik felsefede insanın onuru dokunulmaz bir kutsiyete sahiptir. Michel de Montaigne, insan ilişkilerinin samimiyet ve karşılıklı güven üzerine kurulması gerektiğini savunarak arkadan çekiştirmenin ruhsal bir sefalet olduğunu belirtir.
Sosyal ilişkilerde yıkıcı olan bu tutum, karşılığını yapıcı bir eylemle bulmalıdır: İnsanın diğerinin kalbine girmesi, onun "gönül bahçesinden gül dermesi" gerekir. Bu durum, Martin Buber’in "Ben-O" ilişkisinden "Ben-Sen" ilişkisine geçişini temsil eder. Başkasını hakir görmek veya etini yemek (sosyal olarak tüketmek), aslında bireyin kendi insanlığını tahrif etmesinden başka bir şey değildir.
Materyalist Hırsın Tuzağı ve Kanaatin Özgürleştirici Gücü:
Modern ekonomi politiğin insanı sürüklediği en büyük yanılgı, varoluşu sahip olunan nesnelerle eşitlemesidir. Oysa Stoacı felsefenin önde gelen isimlerinden Seneca, "Zenginlik, çok mala sahip olmak değil, az şeye ihtiyaç duymaktır" diyerek materyalist hırsın insanı köleleştirdiğine dikkat çeker.
Yoksulluğun veya geçim sıkıntısının insan onurunu zedelemeyeceği gerçeği, ruhsal bir zenginlikle aşılabilir. Paraya köle olmak, bireyin iradesini dışsal nesnelere teslim etmesi demektir. Zamanın su gibi akıp geçtiği ve ölümün herkesi eşitliğe davet ettiği bir dünyada maddi hırsların peşinden koşan insan, hayatın asıl anlamını kaçırır. Kanaatkârlık, insanın kendi iç sesine kulak vermesini ve "gönlünün suskun sazını" çalabilmesini sağlayan en büyük erdemdir.
Bilgi, Amel ve Kibir Üçgeninde Kâmil İnsan Olma Çabası
İnsanı erdeme taşıyan en keskin dönemeçlerden biri, sahip olduğu bilgi ile sergilediği davranış arasındaki tutarlılıktır. Bilgi, eyleme dökülmediği sürece entelektüel bir kibirden ibarettir. İslam düşüncesinin ulu çınarlarından İmam Gazali, "Amelsiz ilim ağır bir vebal, ilimsiz amel ise kör bir yürüyüşü andırır" sözüyle bilginin ahlaki bir sorumluluk gerektirdiğini vurgular.
Kibir, insanın hakikati görmesini engelleyen en kalın perdedir. Zulme sessiz kalmamak, ilimle donanmak ve bu ilmi erdemli bir amelle taçlandırmak; kişinin hem kendisiyle hem de toplumsal adaletle kurduğu bağın teminatıdır. Bilgelik, insanın kendi sınırlarını bilmesi ve kibrin buz dağlarını eriterek merhamet okyanusuna karışmasıyla mümkündür.
Sonuç:
İnsanın varoluşsal yolculuğu; yıkıcı dilden arınmış bir iletişim, materyalist hırslardan bağımsız bir kanaat bilinci ve ilimle harmanlanmış alçakgönüllü bir ahlak anlayışı üzerine kurulmak zorundadır. Sevginin yokluğunda ruhların kuruduğu, kibrin ise toplumsal bağları çözdüğü gerçeği karşısında insanın yegâne sığınağı erdemli bir vicdan ve hakikate sadakattir. Vefa, adalet ve sevgi ekseninde şekillenen bu ahlaki duruş, modern dünyanın kaosu içinde kaybolmaya yüz tutmuş insanı yeniden inşa edecek en güçlü ve sarsılmaz reçetedir.
DOSTUM
Dostlarını çekiştiren,
Kardeş etini yer, be dostum!
Yârin gönül bahçesinden
Güllerini der, be dostum!
Urban yama, boşsa kese,
Uzak kalırsın herkese.
Dertler geçer, etme tasa;
Dünya böyle, gör be dostum!
Acı tatlı hayat geçer,
Dünyaya gelenler göçer.
Güzel gönül sevgi saçar,
Yürek yakar şer, be dostum!
İster zengin, ister fakir,
Sana da kazılır çukur.
Her hâline eyle şükür,
Sevgisizlik zor, be dostum!
Kötü sözden koru dili,
Harama uzatma eli.
Hakir görme hiçbir kulu,
Bir gönüle gir, be dostum!
Kanma kalbi karalara,
Köle olma paralara.
Yürekteki yaralara
Merhemini sür, be dostum!
Bakma çoğuna azına,
Şükret kışına yazına.
Gönlünün suskun sazına
Dertli dertli vur, be dostum!
Su misali akar günler,
Geri gelmez asla dünler.
Sevgisiz kalp her dem inler,
Sev murada er, be dostum!
Taviz verme hiç özünden,
Yüzün dönme dost yüzünden.
Dönme asla Hak sözünden,
Gel sözünde dur, be dostum!
Bırak derdi, bırak yeter,
Sevgi varsa dertler biter.
Seven gönül yanar tüter,
Yürek olur kor, be dostum!
Göz yumma zalim zulmüne,
Oku, ilim kat ilmine.
Amelin uysun bilgine,
Şu kibrini kır, be dostum!
Rabbim olsun yâr, be dostum!
Hoşçakalın, dostça kalın, sevgilerimle...
Özcan Kartal