Giriş: Üç Halk, Tek Kader mi?
1908 Jön Türk Darbesi'nin getirdiği meşrutiyet havası, bu topraklarda milliyetçilik hareketlerini tetiklerken, aynı zamanda merkezi otoriteye bağlılık tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.
1. Tarihsel Arka Plan (1908-1950): İmparatorluktan Ulus Devletlere
Trablusgarp Savaşı (1911-1912) ve Kayıp: Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuzey Afrika'daki son toprak parçası olan Libya'nın İtalya tarafından işgal edilmesi, Türkiye ile Libya arasındaki bağların kopmasına neden olmuş, ancak hafızalarda derin bir "vatan toprağı" bilinci bırakmıştır.
Birinci Dünya Savaşı ve Sonrası: Osmanlı'nın iç ve dış saltırılar sonucunda yıkılmasıyla birlikte, Filistin Manda ve Libya'nın sömürge yönetimi altına girmesi, bu bölgelerin kaderini birbirinden ayırsa da, emperyalizme karşı ortak bir mücadele bilincinin tohumlarını atmıştır.
2. Soğuk Savaş Dönemi (1950-1990): Bağımsızlık ve Blok Politikaları
Libya'nın Bağımsızlığı ve Kaddafi Dönemi: 1951'de bağımsızlığını kazanan Libya, özellikle 1969'daki Kaddafi darbesinden sonra, Türkiye ile ilişkilerinde inişli çıkışlı bir dönem yaşamıştır. Kaddafi'nin anti-emperyalist söylemi ve Filistin davasına verdiği güçlü destek, Türkiye'nin Batı ile olan ittifakına rağmen Ankara ile belirli bir ortak paydada buluşmasını sağlamıştır.
Filistin Davası ve Türkiye: Türkiye, 1948'den itibaren Filistin davasına siyasi destek vermiş, ancak 1980'lerin sonuna kadar İsrail ile olan stratejik ilişkilerini de korumuştur. Bu dönem, Türk dış politikasında "denge" arayışının bir yansımasıdır.
3. 2000’li Yıllar: "Stratejik Derinlik" ve Yeni Aktörler
AK Parti Dönemi ve Eksen Kayması İddiaları : 2002 sonrası Türk dış politikasında yaşanan "eksen kayması" tartışmaları, Filistin davasına verilen desteğin dozajını artırmış, İsrail ile ilişkiler zaman zaman krize girmiştir (örneğin, Mavi Marmara baskını, 2010).
Libya ile İlişkilerde Yeni Dönem: Kaddafi sonrası Libya'da yaşanan iç savaş, Türkiye'yi doğrudan etkilemiştir. Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile yakın bir ittifak kurarak, hem enerji arama hakları (Deniz Yetki Alanları Mutabakatı, 2019) hem de askeri danışmanlık desteği sağlamıştır.
4. Güncel Konjonktür (2023-2026): Filistin Savaşı ve Doğu Akdeniz Enerji Denklemi
Türkiye ile BM tarafından tanınan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında 27 Kasım 2019'da imzalanan Deniz Yetki Alanları Mutabakatı, Doğu Akdeniz'deki tüm dengeleri değiştiren bir hamle olmuştur. Bu anlaşma, Türkiye ile Libya'yı denizden komşu ilan ederek, aralarındaki deniz yetki alanlarını (Münhasır Ekonomik Bölge - MEB) sınırlandırmıştır.
Bu anlaşmanın en önemli sonucu, Türkiye'ye Doğu Akdeniz'in gaz zengini bölgelerinde hak iddia etme ve enerji arama faaliyetleri yürütme hukuki zemini sağlamasıdır. Aynı zamanda, bu anlaşma, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) geleneksel deniz yetki alanı iddialarına doğrudan bir müdahale niteliği taşımıştır.
2019 anlaşması, Türkiye'nin "Mavi Vatan" (Mavi Vatan) doktrininin denizdeki en somut tezahürüdür. Bu doktrin, Türkiye'nin Ege, Karadeniz ve Doğu Akdeniz'deki deniz haklarını askeri güç ve diplomatik hamlelerle koruma stratejisini ifade eder.
Karşıt Blok: Doğu Akdeniz Gaz Forumu (EMGF): Türkiye'nin bu hamlesi, İsrail, Mısır, Yunanistan, GKRY ve Filistin Yönetimi gibi aktörlerin yer aldığı ve ABD ile AB tarafından desteklenen Doğu Akdeniz Gaz Forumu'na (EMGF) doğrudan bir yanıttı. Bu forum, Türkiye'yi dışarıda bırakarak bölgedeki enerji kaynaklarını paylaşmayı ve Doğu Akdeniz gazını Avrupa'ya taşıyacak EastMed boru hattı projesini hayata geçirmeyi hedefliyordu.
Türkiye'nin Stratejik Hamlesi: 2019 anlaşması, EastMed projesinin öngörülen güzergahından geçen bir alana Türkiye'nin hak iddia etmesini sağlayarak, bu projeyi fiilen imkansızlaştırmıştır. Bu, Türkiye'nin bir "enerji koridoru" ve "ticaret merkezi" olma hedefinin önündeki en büyük engellerden birini kaldırması anlamına geliyordu.
Son Gelişmeler: 2026 itibarıyla Türkiye, Libya'nın doğusundaki Tobruk merkezli yönetimle de görüşerek 2019 anlaşmasını onaylatmaya çalışmakta, bu ise Mısır ve Yunanistan'ı endişelendirmektedir. Ayrıca, Türkiye ile KKTC arasında planlanan 101 kilometrelik doğalgaz boru hattı projesi, Doğu Akdeniz'deki enerji dengelerini Türkiye lehine daha da güçlendirecek bir adım olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye'nin Libya ile yaptığı anlaşma, Filistin meselesinde de bir emsal teşkil etmektedir. 2021'de Türk medyasında gündeme gelen ve 2026'da da tartışılan strateji, aynı modelin Gazze Şeridi ile deniz yetki alanı anlaşması yapılarak uygulanmasını öngörmektedir.
Stratejik Amaç: Bu hamlenin arkasındaki mantık, Filistin ile yapılacak bir anlaşmayla Türkiye'nin deniz haklarını Gazze'ye kadar genişletmesi ve İsrail'in Akdeniz'deki enerji alanlarına yaklaşmasıdır.
Çıkar Çatışması Ekseninde Birleşen Politika: Türkiye, Filistin davasına verdiği siyasi ve insani desteği, Doğu Akdeniz'deki enerji çıkarlarını koruma stratejisiyle bütünleştirmiştir. Bu, Türk dış politikasında idealizm ile realizmin iç içe geçtiği bir örnektir.
Doğal Gaz Rekabeti: 2019'daki Libya anlaşması, Türkiye'ye EastMed projesini bloke etme ve kendi enerji hattı alternatiflerini (KKTC hattı gibi) geliştirme fırsatı vermiştir.
"Libya modeli"nin FilistinDavası'na Uyarlanması: "Libya modeli"nin Gazze'ye uyarlanma ihtimali, Filistin meselesini bölgesel enerji denkleminin merkezine oturtmaktadır. Bu, hem Filistin davasını uluslararası gündemde tutma hem de Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki iddialarını meşrulaştırma işlevi görmektedir.
2026 itibarıyla Türkiye, Libya'nın iki ayrı yönetimiyle (Trablus ve Tobruk) diyaloğunu sürdürerek 2019 anlaşmasını daha da sağlamlaştırmaya çalışmakta ve bölgedeki nüfuz alanını genişletmektedir. Eşzamanlı olarak, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile yapılan üst düzey görüşmeler ve Türkiye'nin ateşkes çağrıları, bu çok boyutlu stratejinin bir parçası olarak okunmalıdır
Beklenen Kazanımlar:
Filistin İçin: Filistin'in MEB alanına 8.510 km²'lik bir ekleme yapılması ve bölgeden elde edilecek gaz gelirlerinden pay alması öngörülmektedir.
Siyasi Sembolizm: Böyle bir anlaşma, Filistin'in uluslararası alanda tanınırlığını artıracak ve İsrail'in Gazze'ye yönelik deniz ablukasını hukuki olarak zayıflatacak bir adım olacaktır.
Makale Sonucu: Süreklilik ve Kırılma Noktaları
Bu senaryo, Türkiye'nin enerji rekabetini doğrudan Filistin meselesiyle bütünleştirdiğini ve Doğu Akdeniz'deki jeopolitik oyunu Filistin davasının aracılığıyla şekillendirmeye çalıştığını göstermektedir. Bu ise, İsrail ile Türkiye arasında denizde ciddi bir gerginlik ve askeri karşılaşma riskini de beraberinde getirmektedir. Türkiye-Libya-Filistin ilişkileri, tarihsel bir aidiyet duygusundan, günümüzün çıkar odaklı ve rekabetçi jeopolitiğine evrilmiştir. Güncel konjonktür, bu üç ülkeyi enerji güvenliği, göç ve insani krizler ekseninde birbirine daha da yaklaştırmıştır. Gelecekte, özellikle 2026 yılına kadar, bu işbirliğinin kalıcı kurumsal mekanizmalara (ortak komiteler, enerji konsorsiyumları) dönüşüp dönüşmeyeceği, bölgesel barışın ve Filistin'deki insani durumun seyrine bağlı olacaktır