google-site-verification: googlef0035b850bee1c6b.html google-site-verification: google749301add4209102.html google-site-verification=E1UqllM6wU5kBaDJxYALrc1ONvdQH1tKZBoW7FoU-PY

Akreditasyon Duvarları ve Görünmez Engeller: Saha Muhabirliği Bir Lüks mü?

22 Ağustos 2026'da Pursaklar Karaköy Mesire Alanı'nda düzenlenen 2. Türk Kültür Kampı'na ulaşmaya çalışan bir gazeteci olarak yaşadıklarım, “sahada gazetecilik” kavramının bugün karşı karşıya kaldığı sorunları yeniden düşündürdü.

Akreditasyon Duvarları ve Görünmez Engeller: Saha Muhabirliği Bir Lüks mü?
CHAMADA PRESTIGE HOTEL Personel Alımı

Gazetecilik yalnızca haber merkezinde bilgisayar başında yapılmaz. Bazen bir haberin peşinden saatlerce yol yürümek, yanlış durakta inmek, ulaşım desteği aramak, etkinlik alanına ulaştığınızda ise basın akreditasyonunu yapacak bir birim bulamamak anlamına gelir. 22 Ağustos 2026'da Pursaklar Karaköy Mesire Alanı'nda düzenlenen 2. Türk Kültür Kampı'na ulaşmaya çalışan bir gazeteci olarak yaşadıklarım, “sahada gazetecilik” kavramının bugün karşı karşıya kaldığı sorunları yeniden düşündürdü.

Gazetecilik Masada Değil, Sahada Yapılır

Gazetecilik; bir basın bültenini alıp birkaç cümlesini değiştirerek yayımlamaktan ibaret değildir.

Sahici gazetecilik, haberin olduğu yere gitmeyi, insanlarla konuşmayı, olayın atmosferini görmeyi, ayrıntıları yerinde gözlemlemeyi ve bütün bunları kamuoyuna aktarmayı gerektirir.

Özellikle bağımsız gazeteciler açısından saha, haberin kendisidir.

Fakat sahaya ulaşmak başlı başına bir mücadeleye dönüştüğünde, gazetecinin haber üretme süreci daha başlamadan zorlaşmaktadır.

Ben de 22 Ağustos 2026'da bunun bizzat tanığı oldum.

Saat 13.00'te Başlayan Yolculuk

Pursaklar Karaköy Mesire Alanı'nda düzenlenen 2. Türk Kültür Kampı'nı takip etmek üzere saat 13.00 civarında yola çıktım.

Etkinlik öncesinde yapılan duyurularda, şehir merkezinden etkinlik alanına ücretsiz EGO ring seferleri düzenleneceği belirtiliyordu. Bu bilgi çeşitli etkinlik duyurularında da yer aldı.

Benim sahadaki deneyimim ise bundan oldukça farklı oldu.

Önce otobüse bindim. Otobüs Pursaklar son durağa kadar gitti ancak Karaköy Mesire Alanı'na ulaşamamıştım.

Daha sonra Dışkapı Devlet Hastanesi civarında indim ve bu kez Pursaklar minibüsüne bindim. Ancak minibüs şoförü beni AB Parkı'nda indirdi.

Fakat burası da Karaköy Mesire Alanı değildi.

Parktan çıkıp şehir yönüne doğru yürümeye başladım. Yaklaşık 10 dakika sonra yolun sağından yukarı doğru devam eden bir yol gördüm. Bu yol Karaköy Mahallesi'ne, eski adıyla köye çıkıyordu.

Yol doğruydu.

Ancak asıl sorun bundan sonra başladı.

Duyuruda Ulaşım Var, Sahada Gazeteci Yürüyerek Gidiyor

Etkinlik alanına giden yol ayrımında ve devamındaki güzergâhta, benim karşılaştığım süre içerisinde ne bir belediye otobüsüne ne de anlaşmalı bir minibüse rastladım.

Sonunda yaklaşık 90 dakika yürümek zorunda kaldım.

Bir gazeteci için bu yalnızca yorucu bir ulaşım problemi değildir.

Çünkü gazeteci sahaya yalnızca “varmak” için gitmez. Sahaya ulaştığında çalışması, insanlarla görüşmesi, fotoğraf ve görüntü alması, notlarını tutması ve haberini zamanında hazırlaması gerekir.

Saatler süren ulaşım mücadelesi, doğal olarak haber üretimi için ayrılabilecek zamanı da azaltır.

Üstelik burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Ben, duyurulan ulaşım hizmetlerinin hiç yapılmadığını iddia etmiyorum. Benim söylediğim, duyurulan ulaşım imkânına rağmen benim sahaya ulaşma deneyimimde bu hizmetten yararlanamamış olmamdır.

Bu ayrım hem gazetecilik etiği hem de hakkaniyet açısından önemlidir.

Asıl Sorun Alana Vardığımda Başladı

Yaklaşık 90 dakikalık yürüyüşün ardından nihayet Karaköy Mesire Alanı'na ulaştım.

Fakat bu kez başka bir sorunla karşılaştım.

Bu yıl TTA Grup tarafından ikincisi düzenlenen Türk Kültür Kampı'nın girişinde, benim gözlemlediğim kadarıyla, basın mensuplarını karşılayacak belirgin bir resepsiyon veya basın akreditasyon merkezi bulunmuyordu.

Etkinlik alanında görevliler vardı. Ankara Büyükşehir Belediyesi personelinin de bulunduğu alanda görev yapan kişilerle karşılaştım. Ancak benim gözlemim, gazetecilerin yönlendirilmesi ve akreditasyon işlemlerinin yapılması konusunda yeterli ve belirgin bir organizasyonun bulunmadığı yönündeydi.

Burada özellikle altını çizmek isterim:

Bu yazı, alanda görev yapan herhangi bir personeli hedef göstermek amacı taşımıyor.

Sorun kişisel değil, organizasyonel bir sorundur.

Gazeteci alana geldiğinde nereye başvuracağını, kimden akreditasyon alacağını, basın kartını kime göstereceğini ve haber çalışmasını nerede sürdüreceğini açık biçimde bilebilmelidir.

Bu, organizasyonun temel iletişim ve basın koordinasyonu başlıklarından biri olmalıdır.

Akreditasyon Bir Duvar Değil, Köprü Olmalı

Akreditasyonun amacı gazeteciyi etkinlik alanından uzaklaştırmak değil, tam tersine gazetecinin görevini düzenli ve güvenli biçimde yapmasını sağlamaktır.

Elbette büyük organizasyonlarda güvenlik, alan kontrolü ve giriş düzeni gerekir.

Ancak bu düzenin içinde basın mensupları için de açık, anlaşılır ve ulaşılabilir bir sistem bulunmalıdır.

Gazeteci, “Nereye gideceğim?”, “Kimden izin alacağım?”, “Basın kartımı kime göstereceğim?” sorularıyla baş başa bırakılmamalıdır.

Çünkü akreditasyon gazetecinin önüne konulan bir duvar değil, gazetecinin görevini yapabilmesi için kurulmuş bir köprü olmalıdır.

“Ben Senin Kimliğini Ne Yapacağım?”

Yaşadığım süreçte beni en fazla düşündüren olaylardan biri de görevli bir koruma personeliyle yaşanan tartışmaydı.

Alana girmek ve görevimi yerine getirmek amacıyla kimliğimi uzattığım sırada, görevlinin bana:

“Ben senin kimliğini ne yapacağım?”

şeklinde tepki vermesi, bir gazeteci olarak beni ayrıca düşündürdü.

Bu cümleyi tek başına bir “şiddet” veya “hukuksuzluk” örneği olarak nitelendirmek yerine, sahadaki iletişim anlayışının bir göstergesi olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü gazeteci orada kimliğini göstererek herhangi bir ayrıcalık istemiyordu.

Görevini yaptığını ve basın mensubu olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

Gazetecinin sahada karşılaştığı görevlilerle kurduğu iletişim, haberin sağlıklı biçimde üretilmesinin de bir parçasıdır.

Basın Özgürlüğü Sadece Kâğıt Üzerinde Olmamalı

Anayasa'nın 26. maddesi, düşünce ve kanaatlerin açıklanıp yayılmasının yanı sıra, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ve verme serbestisini de ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiriyor. Anayasa'nın 28. maddesi ise “Basın hürdür, sansür edilemez” hükmünü içeriyor ve devletin basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alacağını belirtiyor.

Elbette bu hükümler, her etkinlik alanına hiçbir koşul olmaksızın girme hakkı anlamına gelmez.

Güvenlik kuralları, alan kapasitesi ve organizasyon düzeni gibi meşru gerekçeler olabilir.

Ancak tam da bu nedenle akreditasyon sisteminin açık, öngörülebilir ve erişilebilir olması gerekir.

Gazeteci hangi koşullarda alana gireceğini bilmeli; organizasyon da basın mensuplarının görevlerini yerine getirebilmeleri için gerekli koordinasyonu sağlamalıdır.

Organizasyonun Başarısı Sadece Kalabalıkla Ölçülmez

  1. Türk Kültür Kampı'nın büyük bir emekle hazırlandığını ve alanda çok sayıda etkinliğin gerçekleştirildiğini görmezden gelmek doğru olmaz.

Kampın 21-23 Ağustos 2026 tarihlerinde Karaköy Mesire Alanı'nda düzenlendiği ve organizasyonda kültürel gösteriler, geleneksel etkinlikler, konserler ve çeşitli programların yer aldığı kamuoyuna duyuruldu.

Ancak büyük bir organizasyonun başarısı yalnızca alana kaç kişinin geldiğiyle ölçülmemelidir.

Ulaşım da organizasyonun bir parçasıdır.

Yönlendirme de organizasyonun bir parçasıdır.

Basın koordinasyonu da organizasyonun bir parçasıdır.

Akreditasyon da organizasyonun bir parçasıdır.

Gazeteci, organizasyonun dışında bırakılan bir unsur değil; kamuoyunun etkinlikten doğru ve doğrudan bilgi almasını sağlayan aktörlerden biridir.

Benim Kanaatim: İyi Niyet Yetmez, Organizasyon Gerekir

Benim 22 Ağustos'ta yaşadığım deneyim üzerinden vardığım kanaat şudur:

TTA Grup tarafından gerçekleştirilen organizasyon ile Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin ulaşım ve saha koordinasyonu bakımından gazeteciler açısından daha iyi hazırlanması gerekiyordu.

Bunu bir düşmanlık veya karalama amacıyla söylemiyorum.

Tam tersine, kültür ve sanat organizasyonlarının gelişmesi için eleştirinin gerekli olduğuna inanıyorum.

Çünkü bir organizasyonun eksiklerini söylemek, o organizasyonu küçültmek değil; bir sonraki organizasyonun daha iyi yapılmasına katkı sunmaktır.

Saha Muhabirliği Bir Lüks Değildir

Bir gazetecinin haber peşinde koşması lüks değildir.

Bir gazetecinin olay yerine ulaşmak istemesi lüks değildir.

Basın kartını gösterdiğinde muhatap bulabilmesi lüks değildir.

Akreditasyon işleminin nerede yapılacağını bilmek lüks değildir.

Bunların tamamı, sağlıklı bir basın çalışmasının asgari koşullarıdır.

Gazetecilik, masa başında haber bülteni beklemekten ibaret değildir.

Gazetecilik bazen saat 13.00'te yola çıkıp saatlerce ulaşmaya çalışmaktır.

Bazen yanlış durakta inmektir.

Bazen 90 dakika yürümektir.

Bazen yorulduğunuz hâlde fotoğraf makinenizi kaldırıp çekim yapmaktır.

Bazen de bütün bu yolu geldikten sonra, “Basın akreditasyonu nerede yapılıyor?” sorusuna cevap aramaktır.

Ama gazeteci yine de yürür.

Çünkü haber, çoğu zaman yolun sonunda beklemektedir.

Ve o yol ne kadar zor olursa olsun, saha muhabirliği bir lüks değil; gazeteciliğin ta kendisidir.

Güncelleme Tarihi: 22 Ağustos 2026, 23:31

Muhittin ÇİFTÇİ

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER