Osmanlı’nın son dönemlerine damga vuran Sultan II. Abdülhamid Han’ın siyasi dehası, sadece imparatorluk sınırları içinde değil, dünyanın öbür ucu olan Güney Afrika’da da yankı buldu. İngiliz sömürgeciliğine karşı geliştirilen "sessiz direniş" stratejisi, tarih sahnesindeki yerini alıyor.
Cape Town’da Bir Osmanlı Elçisi: Molla Ahmed Efendi
-
yüzyılın sonunda dünya siyaseti, sömürge imparatorluklarının amansız rekabetine sahne oluyordu. Bu dönemde Sultan II. Abdülhamid Han, stratejik bir hamleyle 1897 yılında Molla Ahmed Efendi’yi Cape Town’a görevlendirdi. Beraberinde götürdüğü 500 Osmanlı altını, 200 adet Kur’an-ı Kerim ve dinî eserlerle bölgeye ulaşan Ahmed Efendi, Malay ve Hint Müslümanları ile İstanbul arasında manevi bir köprü kurdu.
Bu girişim, sadece bir yardım faaliyeti değil; İngiliz istihbaratının radarına takılacak kadar güçlü bir küresel diplomasi adımıydı. Nitekim bölgedeki İngiliz yönetimi, kitapların bir kısmına el koyarak bu kültürel etkileşimi sınırlamaya çalışsa da, halkın gönlündeki "Halife" sevgisini engelleyemedi.
Boer Savaşı ve İstanbul’dan Uzanan Gizli Destek
Tarih araştırmaları, 1899 yılında patlak veren Boer Savaşı’nda Sultan Abdülhamid’in İngiltere’ye karşı direnen Boer halkına olan ilgisini net bir şekilde ortaya koyuyor. Siyasi dengeleri hassasiyetle gözeten Padişah’ın, İngiliz sömürgeciliğini dengelemek adına bölgeye gizli yollarla mühimmat desteği sağladığına dair kayıtlar dikkat çekiyor.
İstanbul limanlarından ayrılan ve mühimmat taşıdığı öne sürülen gemilerin, İngiliz donanması tarafından Malta ve Cebelitarık açıklarında durdurulması, bu yardım operasyonunun ne denli riskli ve büyük bir planın parçası olduğunu gösteriyor. Abdülhamid Han, doğrudan bir savaşa girmek yerine, İngiltere’nin "yumuşak karnı" olan sömürgelerinde dengeleyici bir güç unsuru oluşturmayı hedeflemişti.
Bir Siyasi Deha Olarak Abdülhamid Han
Sultan’ın Güney Afrika siyaseti, bugün modern diplomaside "yumuşak güç" (soft power) olarak adlandırılan kavramın en erken ve en zekice örneklerinden biridir. Hilafet makamını manevi bir şemsiye olarak kullanan Abdülhamid Han; Malezya’dan Güney Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada Müslümanları ortak bir bilinçte birleştirmeyi başardı.
İngiliz baskısına rağmen kurulan bu bağlar, bugün dahi Güney Afrika Müslüman toplumu içinde Osmanlı hatırasının canlı kalmasını sağlıyor. Bu tarihi kesit, bir devlet adamının ufkunu ve küresel ölçekte nasıl bir denge siyaseti yürüttüğünü kanıtlar niteliktedir.