CEHALETİN ZİNCİRİ, EĞİTİMİN IŞIĞI
CEHALETİN ZİNCİRİ, EĞİTİMİN IŞIĞI
"Cahil bırakılan toplumlar, kendine bir efendi seçer."
Bu çarpıcı cümle, sadece bugünün değil, insanlık tarihinin de en acı gerçeğidir. Sosyal medyada yankı bulan bu çağdaş tespit, tarihin derinliklerinden süzülüp gelen evrensel bir hakikati yüzümüze çarpar:
Düşünmek yerine alkışlamayı, sorgulamak yerine itaati marifet sayan kitleler, kendi esaretlerinin mimarı olurlar.
Sloganların Gölgesinde Değişmeyen Kader
Yıllardır bu halkı kandıranlar kisve değiştirdi; kimi demokrasi dedi, kimi kalkınma, kimi din, kimi milliyetçilik... İktidarlar değişti, meydanlardaki sloganlar başkalaştı. Ancak halkın cebindeki delik, sırtındaki yük hiç eksilmedi. Çünkü insanları inançları ve kimlikleri üzerinden bölenler, kendi düzenlerinin güvencesini bu çatışmalardan beslediler.
Ünlü düşünür Jean-Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi’nde "İnsan özgür doğar, ama her yerde zincire vurulmuştur" derken tam da bu gönüllü esarete işaret eder. Mesele uyanık siyasetçilerin zekâsı değil, kendi aklının sorumluluğundan kaçan insanın konforlu cehaletidir. Sorgulamayan bir halkın elindeki oy pusulası rejimleri değiştirebilir, ancak ne yazık ki yazgısını asla değiştirmez.
Köy Enstitüleri ve Cumhuriyetin Aydınlanma Manifestosu
Peki bu döngü nasıl kırılacak? Köylünün, yani halkın eğitim düzeyi yükselmeden, sosyal ve sınıfsal adalet sağlanmadan ne gerçek bir demokrasi kurulabilir ne de kâğıt üzerindeki haklar hayata geçebilir. Haklarını bilmeyen insan, hakkını aramakta zorlanır; cehaletin koyu gölgesinde irade kolayca yönlendirilir.
Tarihimiz bize bu gerçeği kanıtlayan en büyük devrimi, Köy Enstitüleri hareketini sunar. Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç öncülüğünde hayata geçirilen bu tasavvur, sadece bir okul projesi değildi; köylünün aklını özgürleştirme, toprağına ve kaderine sahip çıkma hamlesiydi. Mustafa Kemal Atatürk’ün, "Köylü milletin efendisidir" sözü, ancak o köylünün aydınlanması, üretmesi ve bilinçlenmesiyle gerçek bir anlam kazanabilirdi. Köy Enstitüleri kapatılıp cehalet yeniden üretildiğinde, demokrasimiz de öksüz kaldı.
Asıl Esaret
Zihniyet Zincirleri
İnsan bazen demir parmaklıklarından değil, o demiri tutana duyduğu hayranlıktan, sorgulama yetisini kaybetmesinden esirdir. Tarihte Julius Caesar’ı tahttan indirenlerin yerine yeni diktatörlerin gelmesi de bu yüzdendir; halk efendi değiştirmeyi arzu eder, özgürlüğü değil.
Bugün düşmemiz gereken en büyük tuzak, yine aynı kısır döngüdür. Felsefenin ışığında, Immanuel Kant’ın o ünlü çağrısını hatırlamak zorundayız: "Aklını kendi başına kullanma cesaretini göster!"
Unutmayalım ki; bir halk özgürlüğü talep etmediği sürece, ona sunulan her rejim sadece yeni bir prangadır. Tarih, efendilerini değiştirmekle övünen ama zihnindeki kul olmayı reddedemeyen kalabalıkların trajedileriyle doludur. Seçim bizimdir:
Ya sorgulayan, üreten ve aklının ipini kimseye vermeyen özgür bireyler olacağız ya da konforlu cehaletimizin sığınağında, sıradaki efendimizin lütfunu bekleyeceğiz.
Çünkü zincirlerini kendi elleriyle ören bir toplumu, hiçbir devrim özgürleştiremez.
Hoşçakalın, dostça kalın, sevgilerimle...
Özcan Kartal