8 Kasım 2026 AnkaraParçalı Bulutlu 4°
Dolar50,1575+0,20%Euro55,9367-0,62%Gram Altın6.556,39-0,60%
Son Dakika

🌟 Küresel Savaş ve Türkiye: Jeopolitik Riskler, Vekalet Savaşları ve Stratejik Denge Arayışı 🌍🔍📊

📍 ANKARA – Uluslararası ilişkilerdeki kırılma noktaları, küresel aktörlerin hamleleri ve Türkiye’nin jeopolitik konumuna yönelik stratejik analizler gündemdeki yerini koruyor. Yazar Sedat Çetinkaya kaleme aldığı dikkat çeken değerlendirmesinde, dünya genelinde yaşanan gelişmelerin ardındaki küresel dinamikleri ve Türkiye ile irtibatlı olası risk alanlarını masaya yatırdı. ABD'deki siyasi değişimlerin küresel politikalar üzerindeki etkilerinden Orta Doğu'daki vekalet savaşlarına, Rusya-Ukrayna hattından Türk Devletleri Teşkilatı'na kadar geniş bir yelpazede tahlillerde bulunuldu.

Analizde, küresel güç dengelerinin değiştiği bu kritik süreçte Türkiye'nin; İran, Rusya ve Batı eksenli ilişkilerde ön alıcı bir diplomasi yürütmesi gerektiği vurgulanırken, iç barışın ve bekânın korunmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekildi. Yazar, Türkiye'nin çevresinde oluşturulmak istenen tahriklere ve olası jeopolitik tuzaklara karşı son derece uyanık ve dengeli bir strateji izlemesinin elzem olduğunu savunuyor. 📉🌐🤝

🚀 Küresel ölçekte yaşanan bu tür stratejik analizler ve senaryo değerlendirmeleri, dış politika ve uluslararası güvenlik uzmanları arasında farklı perspektiflerden tartışılmaya devam ediyor. Türkiye’nin jeopolitik konumunun getirdiği riskler ve fırsatlar sarmalında, akılcı diplomasi ve ulusal birlik bilincinin önemini bir kez daha gözler önüne seren bu analizi okuyucularımızın takdirine sunuyoruz. :                                                                                

"KÜRESEL SAVAŞ, AKLIMIZA GELEN VE TÜRKİYE İLE İRTİBATLI OLAN HER YERDEDİR VE HIZLA DEVAM ETMEKTEDİR...
ABD ARA SEÇİMLERİ, DÜNYANIN VE ABD’NİN YAŞAYACAKLARINI ETKİLEYECEK TARİHİ BİR GELİŞMEDİR…
 
 

KÜRESEL SAVAŞ, AKLIMIZA GELEN VE TÜRKİYE İLE İRTİBATLI OLAN HER YERDE VE HIZLA DEVAM ETMEKTEDİR...

ABD ARA SEÇİMLERİ, DÜNYANIN VE ABD’NİN GELECEĞİNİ ETKİLEYECEK TARİHİ BİR GELİŞMEDİR…

Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen ara seçimlerde, Donald Trump liderliğindeki Cumhuriyetçilerin yaşadığı kayıp, ABD’nin ve dünyanın geleceğini etkileyecek tarihî bir gelişme olarak karşımızda durmaktadır.

Bu seçim sonuçlarının sağladığı ivmeyle, küreselci paganların güdümündeki Demokratların önümüzdeki ABD seçimlerini kazanma ihtimalinin yüksek olduğunu şimdiden söylemek mümkündür.

Demokrat Parti’nin seçimleri kazanması, ABD stratejisinin Çin, Rusya, Türkiye, Orta Doğu, Avrupa ve küreselciliği esas alan politikalar bakımından ciddi değişimlere uğramasına neden olabileceği gibi ABD’deki kutuplaşmanın daha da artmasına yol açabilecektir.

Küreselci paganların ilk önemli gündem maddesini, Modern İpek Yolu Projesi’nin kuzey hattını kontrol altına almak ve Rusya’nın kaynaklarını ele geçirmek amacıyla Rusya’yı parçalamaya yönelik stratejiler oluşturacaktır. Bu bağlamda ABD’nin Avrupa Birliği ile bozulan ilişkileri de doğal olarak yeniden düzelecektir. Bununla birlikte küreselcilerin, yeni dönemde Ukrayna üzerinden Rusya’yı baskı altında tutma stratejisini sürdürürken farklı stratejiler de geliştireceklerini söylemek mümkündür.

Bu yeni stratejilerin, Avrupa ülkeleri ile Rusya’yı savaşın eşiğine getirmesi ve NATO’nun da bu sürece dâhil olmasını sağlaması ihtimal dâhilindedir. Böyle bir durumda Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin, NATO ittifakının savunma yükümlülükleri çerçevesinde doğal bir düşmanlık ilişkisine dönüşmesi söz konusu olabilecektir.

Bu noktada küreselcilerin, Avrupa’yı korumak ve diğer kadim düşmanları olarak gördükleri Türkiye’den kurtulmak amacıyla Azerbaycan-Ermenistan gerilimi üzerinden Türkiye ile Rusya arasında bir savaş çıkarmaya ve böylece bir taşla iki kuş vurmaya çalışabileceklerini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

Böyle bir ihtimale karşı Türkiye’nin, ön alıcı bir yaklaşımla Rusya ve Ermenistan ile ilişkilerini şimdiden dengeleyici bir politika çerçevesine oturtması ve Zengezur Koridoru üzerinden gerçekleştirilebilecek provokasyonlara karşı dikkatli olması gerekmektedir.

Türkiye’nin yapmaması gereken şey, Rusya-Ukrayna çatışması sürecinde gereğinden fazla ön plana çıkmak olmalıdır. Çünkü savaştan güçlenerek çıkmış bir Rusya’nın, Türkiye-Türk Devletleri Teşkilatı ilişkileri ve güncel gelişmeler çerçevesinde savunma kapasitesi zayıflamış olan Azerbaycan üzerine gitmesi ihtimali de bulunmaktadır. Siyonist organizasyonun, kendi geleceği uğruna iş birlikçi Aliyev yönetimini feda edebileceği ve böyle bir gelişmeyi teşvik edebileceği de dikkate alınması gereken bir ihtimaldir.

Rusya, Türk Devletleri Teşkilatı’na nüfuz etmek istemektedir. Buradaki temel sorun ise bu nüfuz girişiminin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, Rusya’nın amacının ne olduğu, bu irtibatın ne zaman ve nasıl kurulacağı ve söz konusu gelişmenin Türkiye’nin stratejik hedeflerine uygun olup olmadığı noktasında yatmaktadır.

Küreselci paganlar, Çin derin devletinin ülkeyi kendilerine teslim etmeme noktasında gösterdiği direnci aşmak amacıyla, Çin’in enerji tedariki bakımından İran’ın taşıdığı önemi de dikkate alarak siyonist organizasyonla birlikte hareket edebilirler. Bu çerçevede İran’a göstermelik zarar verme stratejisi üzerinden hareket etmeyi sürdürebilirler.

Küreselcilerin, Çin’i teslim almak amacıyla alternatif bir baskı merkezi olarak kullandıkları Hindistan üzerinden Çin-Pakistan-Hindistan-Afganistan hattındaki gerilimleri de harekete geçirebilecekleri bir döneme girdiğimizi öngörmek mümkündür.

Bu arada siyonist organizasyonun ve dolayısıyla İsrail’in yakın ilişkileri nedeniyle Azerbaycan merkezli olarak Ermenistan, Rusya, İran ve Türkiye arasında ortaya çıkabilecek gerilimlere de özel olarak dikkat edilmesi gerektiğini şimdiden ifade etmek isterim.

İsrail, Türkiye ile arasına Pkk/Pyd/Ypg/Sdg ve IKBY yönetimindeki Kürt tampon bölgesini yerleştirme girişiminde başarısız olunca, İran ile Türkiye arasında bir savaş çıkararak Türkiye’nin dikkatini Orta Doğu’dan ve Doğu Akdeniz’den uzaklaştırmayı hedefleyen bir strateji üzerinden hareket etmeye başlamıştır. Bu amaçla Azerbaycan-İran ilişkileri üzerinden gerilim oluşturmayı, İran içinde bir iç savaş çıkarmayı ve Türkiye’nin bu savaşa müdahalesini mümkün kılmayı amaçlamıştır.

Bu hedefine de ulaşamayan siyonist organizasyon, Türkiye’nin dikkatini Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden dağıtmaya çalıştığı gibi Azerbaycan ve Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkelerle Türkiye’nin arasını açabilecek ekonomik ve finansal girişimleri de ön plana çıkarmış bulunmaktadır.

Bu durum, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın oluşturduğu siyasi etkinlik ve üstünlük nedeniyle Türkiye’ye doğrudan saldıramayan; ancak Türkiye’deki iktidarı değiştirmeyi ve böylece ülkeyi iş birlikçi muhalefet üzerinden teslim almayı hedefleyen küreselci paganların da işine gelmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılacak ilk seçimlerde küreselcilerin yeniden iktidara gelmesi, buna karşılık Türkiye’deki yönetimin değişmemesi durumunda, siyonist organizasyon üzerinden Pkk yapılanmasının yeniden canlandırılmaya çalışılması ve bu yapı aracılığıyla Türkiye’deki iç barış ve huzur ortamının bozulması ihtimali bulunmaktadır.

Dolayısıyla milletimizin her bir ferdinin, Pkk’nın ortadan kaldırılmasıyla ilgili sürecin başarıyla sonuçlandırılmasının bekamız ve geleceğimiz açısından büyük önem taşıdığını kavraması ve bu konuda bağnaz yaklaşımlara prim vermemesi gerekmektedir.

Küreselcilerin ABD’de yeniden iktidara gelmesi durumunda eli rahatlayacak olan siyonist organizasyon, İran rejimini de kullanarak Orta Doğu coğrafyasını ateşe atmayı sürdürebileceği gibi Büyük İsrail’i oluşturma hedefi doğrultusundaki faaliyetlerini de genişletecek ve daha etkin hâle getirecektir. Bu bağlamda Türkiye’nin yanı sıra Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Irak ve Suriye yönetimleri de siyonizmin hedefleri arasında yer alacaktır.

Türkiye, İran ile karşı karşıya getirilme tuzağına düşmeyen ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden gerçekleştirilen tahriklere kapılmayan bir yaklaşımı etkin kılmalıdır. İran’ın Irak ve Suriye’ye askerî ve siyasi nüfuzunu genişletmeye yönelik girişimlerini sınırlandırdığı ve Orta Doğu’da etkinlik kurarak kısmi de olsa bir çatışmasızlık ortamı oluşturduğu takdirde İsrail ile askerî olarak karşı karşıya gelmenin altyapısını da hazırlamış olacaktır.

Böyle bir durumda Suriye sahası ve Doğu Akdeniz, yakın ve açık bir savaşın merkezine dönüşmeye aday hâle gelecektir. İsrail ile Türkiye arasında bir savaş çıkması durumunda ise Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin de Türkiye’ye saldırabilecek ülkeler arasında yer alması ihtimali bulunmaktadır.

Bu noktada Türkiye’nin Rusya ve İran ile ilişkilerini kendisine yeni cepheler açmayacak şekilde yürütmesi ve bunun altyapısını şimdiden hazırlaması gerektiğini önemle ve özellikle belirtmek isterim.

Aksi takdirde İstanbul’un ve boğazların güvenliği Rusya tehdidi nedeniyle risk altına girebileceği gibi Irak ve Suriye’nin İran’ın işgali altına girmesi ve Orta Doğu’nun açık bir İran tehdidiyle karşı karşıya kalması da mümkün hâle gelecektir.

Elbette bu süreçte İran ve Ermenistan’ın müttefiki konumundaki Rusya’nın askerî harekâtı nedeniyle Azerbaycan da bir kez daha Rus işgaliyle karşı karşıya kalabilecektir.

Bununla birlikte Batı tarafından yeterince desteklenmediği düşünülen Ermenistan yönetiminin değişebileceğini ve Nikol Paşinyan yönetiminin Rusya yanlısı bir darbeyle ortadan kaldırılabileceğini de şimdiden göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

Şimdi zurnanın zırt dediği yere geldiğimizde, bütün bu süreçte küresel strateji tahtasındaki gelişmeleri idrak etmekten yoksun ve geçmişte olduğu gibi küreselci paganlarla iş birliği içinde olan bir hükümetin Türkiye’de iktidarda bulunduğunu düşündüğümüzde, karşı karşıya kalacağımız tablonun perişanlığın da ötesinde olacağını açıkça belirtmek isterim.

Böyle bir durumda iç barışımız tamamen ortadan kalkabileceği gibi İsrail ile girişeceğimiz bir mücadelede Rum-Yunan ve Rusya saldırılarıyla da karşı karşıya kalabileceğimizi şimdiden ve önemle ifade etmek isterim.

Bu nedenle Karadeniz donanmamızın geliştirilmesine, Trakya’nın, boğazların ve İstanbul’un çok yönlü savunmasına özel bir önem verilmesi gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır.

Türkiye açısından altın değerindeki süreç, Türkiye ve ABD seçimlerinin sonuçlarıyla İsrail’deki hükümet kurma sürecinin ne zaman ve nasıl sonuçlanacağıyla yakından ilgilidir.

Herkes, içinde bulunduğumuz süreçte karşımıza çıkarılan ve bizi oyalayan gelişmelerin özellikle gündemimize taşındığının farkına varmalıdır. Dikkatimizi, temel sorunumuz olan küresel savaşta başarılı olma perspektifinden uzaklaştırmamayı başarmalı ve yaşadığımız sorunların büyük bölümünün, sürdürdüğümüz adı konulmamış küresel savaşın bir sonucu olduğunu fark etmeliyiz.

Savaş, aklımıza gelen ve Türkiye ile irtibatlı olan her yerde ve hızla devam etmektedir...

06.11.2026 / 15.19

SEDAT ÇETİNKAYA

Yazarın Diğer Yazıları